Yaz Dönemi atölye faaliyetlerimiz Temmuz ve Ağustos aylarında olacaktır.
Musiki geleneği, büyük üstatlar tarafından “cismani aletlerle meydana getirilen ruhani bir hendese” olarak tanımlanır. Tasavvuf musikisi bu tanıma uygun bir şekilde, asırları aşarak bugüne gelen ve ruhları yücelterek gerçekliğin derin boyutlarıyla buluşturan büyük bir sanatsal geleneği temsil etmektedir. Atölyede temel nota eğitimi ve Tasavvuf Musikisi Repertuarı meşk edilecektir.
Yaz Dönemi atölye faaliyetlerimiz Temmuz ve Ağustos aylarında olacaktır.
Keşif önce nerde başlamalı? İnsan önce keşfetmeye kendinden başlamalı. Bedeni insana birçok şey söyler. Alınan kilolar, bir türlü verilemeyen kilolar ya da sürekli zayıf olma durumu. Aslında bu durumlar vücudumuzun bize verdiği mesajlardır. Bedenimizin bize anlatmak istediği şeyler var.
Psikodiyet beslenme atölyesinde sezgisel ve farkındalıklı beslenmeyi temele alacağımız bir atölye olacaktır. Beslenmeyi fizyolojik ve psikolojik açıdan değerlendireceğimiz atölyeye hepinizi bekliyoruz.
Yaz Dönemi atölye faaliyetlerimiz Temmuz ve Ağustos aylarında olacaktır.
Katılımcılarımız atölyede vurmalı çalgılardan bendir ile tanışacak, işitme, verilen ritmi tekrar etme, vücut koordinasyonu, uygulamalı ritim çalışmalarını öğrenecektir. Eğitmen eşliğinde küçük usûllerle eserler icrâ edilecektir.
Klasik dönemde düşünce dünyasını şekillendiren ilim geleneğinin keşfi, günümüze aktartılması ve modern dönemdeki tartışmalarla irtibatlandırılması önemlidir. Bunu yaparken de onun kendine has kavram dünyasıyla irtibatlı hareket etmek ve tartışmalardaki süreklilikleri ve kırılmaları ortaya koymak gereklidir. Bunun için diğer disiplinlerle birlikte siyaset bilimi ve siyaset düşüncesi kapsamında yapılacak çalışmaların önemi her geçen gün artmaktadır. Söz konusu disiplinlerin bir alt dalı olarak görülebilecek İslâm Siyaset Düşüncesi de bu bağlamda büyük önem arz etmektedir. Hızlıca yapılacak bir araştırmada da rahatlıkla görülebileceği gibi Türkiye’de İslâm Siyaset Düşüncesi, üzerine çalışılan ve farklı yönleriyle odaklanılan bir disiplin olmasına rağmen bu çalışmaların farklı açılardan üretildiği, tartışıldığı ve bir anlamda yeniden günümüze aktarıldığı hususlar belli yönleriyle sınırlı kalmıştır.
Anahtar Kelimeler
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.
Tarih yazıcılığında geleneksel olarak yaratılıştan başlayarak bir dünya tarihi şeklinde telif edilen eserlerden kapsamı ve tarih aralığı daralacak biçimde bölgesel tarihler ve şehir tarihlerine uzanan bir tarihyazımı geleneği mevcuttur. Endülüs Emevî Devleti döneminde yazılıp günümüze ulaşan şehir tarihleri, Endülüs özelinde şehir tarihi yazımına duyulan bu ilginin en azından X. yüzyıldan beri mevcut olduğunu gösterir. Günümüzde şehir tarihi araştırmalarının varlığı, şehir tarihlerine olan söz konusu ilginin canlılığını koruduğunu göstermektedir. Juan Pedro Monferrer–Sala’nın editörlüğünde yayınlanan La ciudad y sus legados históricos: Córdoba Islámica (Şehir ve Tarihî Mirasları: İslâm Hakimiyeti Döneminde Kurtuba) Endülüs şehir tarihçiliği açısından önemli bir çalışmadır.
Anahtar Kelimeler
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.
Mustafa Sabri Küçükaşcı Cahiliye’den Emevîlerin Sonuna Kadar Haremeyn, İsar Vakfı Yıldız Yayıncılık, İstanbul, 2003, 365 s.
Son ilahî din olan İslâm, insanların belirli bir nizam, intizam, birbirine ve insanî değerlere saygılı, kısaca maddî ve manevî değerler bütününe sahip bir “medeniyet” yapısı içerisinde yaşamasını istemiş ve bu sebeple şehir yaşamını tavsiye etmiştir. Hiçbir din veya peygamber bir badiyeye veya küçük bir yerleşim birimine gönderilmemiş, peygamberler dini şehirlerde tebliğ etmişlerdir. İslâm şehir hayatında doğmuş ve gelişmiştir. Bu bağlamda İslâm’daki ilk şehir modeli de Medîne olmuştur. İslâm’ın doğduğu Mekke ve İslâmî şehir modelinin uygulandığı Medîne daima Müslümanlar için örnek şehirler olmuşlar ve buralardaki tarihî seyir yüzyıllar boyunca nesilden nesle aktarılmıştır. Bilindiği gibi İslâm tarih yazıcılığı içerisinde şehir ve bölge tarihlerinin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Zira şehir tarihleri yalnızca o şehre ait coğrafî ve fizikî özellikleri barındırmamakta; siyasî, askerî, toplumsal, ekonomik, ilmî ve kültürel sahalarda da çok zengin ayrıntılar sunmaktadır. Bu sebeple erken
Anahtar Kelimeler
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.
Dünyanın en faal sismik bölgeleri arasında gösterilen İstanbul, Antik dönemlerden itibaren çeşitli türden salgın hastalıklara ve doğal afetlere tanıklık etmiştir. Veba ve kolera salgını, kuraklık ve kıtlık, çekirge istilası, yangın, fırtına, sel felaketi, tsunami, don vurma (boğazın donması), deprem vb. başlıklar altında değerlendirilebilecek bu afetlerle ilgili bilgileri bir taraftan başta kronikler/ vakâyinâmeler olmak üzere dinî, edebî, ilmî ve felsefî eserlerden edinmekteyiz. Öte yandan ise resmî kayıtlara –farklı dönemlere ait belgeler arasındaki nitelik ve nicelik farkını dikkate almak kaydıyla– müracaat etmemiz gerekmektedir.
Bu araştırma notunun konusunu oluşturan belge, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi’nde muhafaza edilmekte (TS.MA.d, 9567) olup, İstanbul’da gerçekleşen bir depreme ilişkin iki yaprak hacmindeki hasar raporundan ibarettir. Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nden intikal ettiği anlaşılan bu rapora tarih düşülmemesi farklı spekülasyonlara yol açmış ve söz konusu belge kimi araştırmacı tarafından 1648 tarihli İstanbul depremi ile ilişkilendirilmiştir.1 Bu kanaatin muhtemel gerekçelerinden ilki, belgede listelenen bütün binaların 1648 tarihinden önce inşa edilmiş olmasıdır. Diğeri ise 1766 depreminde ciddi hasar görmesine rağmen II. Mehmet Camii’ne listede yer verilmemesidir. Bununla birlikte Ambraseys ve Finkel söz konusu gerekçelerin haklılık payı bulunduğunu ancak birkaç nedenden ötürü hasar raporunun 1766 depremi sonrasında düzenlenmiş olabileceğini öne sürmektedir. Birincisi: Belgenin yazıldığı kağıtta bulunan tre luna (üç hilal) filigranının 1700 öncesinde kullanılmamasıdır. İkincisi: Belgede II. Mehmet Camii’nden söz edilmemesinin sebebi, hasar raporunun Bâbüssaâde Ağa’sının sorumluluğundaki yapıları içermesidir. II. Mehmet Camii hasar görmediği için değil, sadrazamın sorumluluğunda bulunduğu için bu raporda yer almamaktadır.
Anahtar Kelimeler
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.
İnternetin toplumların hayatına bilgi teknolojisi olarak girişi, zaman içinde bireyi her yönüyle kuşatmış ve özellikle kültürel hayatta etkili olmuştur. Bilgisayardan sonra bilhassa cep telefonlarının ayrılmaz bir parçası olan internet, sosyal medya uygulamalarının ortaya çıkmasını sağlayarak iletişimi çok daha yaygın ve kolay hale getirmiştir. Sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar dünyanın herhangi bir yerinden takip edilebilirken, bu sayede kültürlerarası iletişim ve etkileşim artmıştır.
İnternet tabanlı bilgisayar teknolojisi, uydu sistemleri ve bilişim teknolojilerinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan ve tüm dünyada karşılık bulan sosyal medya, hemen her şeyin bir gösteriye dönüştürüldüğü popüler kültürün bir mecrası durumundadır. Öyle ki insanlığın en kadim kavramlarından olan annelik gibi bir değerin bile sosyal medyada beğeni ve takipçi kazanmak uğruna feda edilebilmesi, anneliğin ve gösteri kültürünün internet sonrasında bir dönüşüm yaşadığını göstermektedir.
Özellikle Instagram’da yapılan paylaşımlar milyonlara varan beğeni ve takip almaktadır. Bu mânâda çocukların sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlarla bilinçli ya da bilinçsiz olarak kullanıldığı, istismara uğradığı durumlar yaşanmaktadır. Popüler anne, instamom ya da blogger anne olarak isimlendirilen bu kullanım şekli, anneliğin internet sonrası dönüşümünün bir sonucu olarak okunabilir. Annelik olgusunun sosyal medyadan sonra geçirdiği dönüşümü ortaya koymak amacıyla ortaya çıkan bu çalışmada takipçi sayısı yüksek beş fenomen anne hesabının paylaşımları görsel ve söylemsel olarak analiz edilmiştir. Çalışma, sosyal medyada anneliğin gösteri mantığıyla popüler bir tüketim unsuruna dönüştüğü sonucuna varmıştır.
Anahtar Kelimeler
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.